11 Aralık 2011 Pazar

Dedemin İnsanları

Geçen hafta Dedemin İnsanları'nı izledim.

Çağan Irmak bize bir bir ailenin yaşamını, o ailenin dedesinin göç hikayesini, mübadele yıllarını, 1980 darbesinin etkilerini en yalın ve samimi dille aktarmış.



10 yaşında bir çocuğun ağzından anlatılan film, Çağan Irmak'ın kendi ailesinin hikayesi. Dedesi 1923 yılında Girit'ten mübadele ile Türkiye'ye göç etmiş. Ve birçok göçmenin ortak sorunu olan ne buraya, ne oraya ait olamama hissinden kurtulamamış.

Hikaye beni çok etkiledi. Oyuncuların hepsi birbirinden başarılı ama Çetin Tekindor bir başka..Mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğuna inanıyorum.

Tüm filmi anlatmak istemiyorum ama beni çok etkileyen bir sahneyi anlatmadan yazımı bitirmek istemiyorum. Dedenin tuhafiye dükkanından, ölümünün yaklaştığına inanan yaşlı bir teyze kefen bezini , çeyizi gibi hazırlatıyor. Kolisini kendi cenazesini gururla taşır gibi dimdik alıp gitmesi, beni de benden aldı götürdü...

30 Kasım 2011 Çarşamba

KELEBEKLER ZAMANI


Bugün izlediğim Kelebekler Zamanı (In the Time of the Butterflies) filminden çok etkilendim. Konusu 1960 yılında Dominik Cumhuriyetindeki dikta rejimine karşı çıkan Mirabal ailesinin kadınlarının direniş hareketiydi.Salma Hayek bu rolü ile 2002 yılında Alma ödülüne layık görülmüş. Gerçek hayat hikayesinden yola çıkıldığı için Mirabal ailesinin kadınlarının katledildiği 25 Kasım günü hala birçok Latin ülkesinde anılıyormuş.Filmi izlerken aradan 51 yıl yani yarım yüzyıl geçmiş olmasına rağmen benzer korku imparatorluğunun, sebepsiz tutuklamaların, gözaltıların ülkemde de yaşanıyor olması içimi acıttı.


Dün cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay’ın Silivri Cezaevinde 1000 gününü tamamlaması nedeni ile yazdığı yazıdan alıntı yapmak istiyorum
”Yaş derinliğiyle zaman derinliği ne kadar orantılıdır? Zaman doğadaki her canlı için aynı hızda mı geçer? Zaman yakalanabilir mi? Türkçeye günü, anı yakalamak diye çevrilen ”carpe diem”in tarifi şu:
”Düşünün ki her sabah hesabınıza 86.400 birim kredi veren bir bankanız var. Ama bir günden ötekine hiç bakiye devretmiyor. Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız bakiye miktarı her akşam iptal ediliyor. Bu durumda ne yapardınız? Tabii ki son kuruşuna kadar çekerdiniz.
Aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ZAMAN. Her zaman iyi şeylere yatırım yapmadığımız kısmını silip hesabımıza zarar kaydediyor. Hiç devretmiyor.Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor. Her gün size yeni bir hesap açıyor.Her akşam günün bakiyesini yakıyor. Eğer günlük depozitonuzu kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzu yaşamalısınız. Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün. …..
Bir günü yani 86.400 saniyeyi anlatan bu yazıttaki yıl, ay, hafta, dakika, saniye dilimlerinin tümünü bir de hapisteki kişiye sorun! ….
Gün olur, bütün bir ömre bir saat sığar.
Gün olur, saatler çok hızlı geçer ama zaman geçmez.
Gün olur zaman değirmeninde buğday olursun..
Gün olur zamanın değirmenin gür suyu.
Yaşamasını bilen insan her yerde, her koşulda yaşama tutunmanın bir yolunu bulur. Özgürlük, eşiti olan bir kavram değil. O nedenle hapisliği hiçbir şeyle karşılaştırmadan kendi içinde yaşamak gerekiyor.
1000 yaklaşırken kendime sordum. Günlerini boşa geçirmedin değil mi? Gönül rahatlığıyla ‘Hayır’ dedim boşa geçirmedim. İkinci bir üniversite desem abartmış olmam.İçim kanatlarla dolu. Belki de dışarıda binlerce kanat var diye düşündüğümden.. Bütün engellere inat. Zamana inat. Hiç kapanmamalı. İnsanın içindeki kanat.”Ve dün öğleden sonra elime alıp bırakamadığım aynı gün bitirdiğim, başka bir köşe yazarının kitabından bahsetmek istiyorum. Vatan gazetesi köşe yazarı Mustafa Mutlu’nun yeni kitabı ‘SONRA HAYAT YENİDEN BAŞLAR’. Mustafa Mutlu , bir aile öyküsünün aslında bir hayatın içindeki acıları, sevinçleri anlatıyor. İlk romanı ‘RİCA ETSEM SAÇIMI OKŞAR MISINIZ?’ı da çok keyifle okumuştum. Tavsiye ederim.

22 Ocak 2011 Cumartesi

Kadına Şiddet

Bugün temizlik günüydü. İki haftada bir gelen yardımcım G.... akıllı, sempatik ve hoş sohbet bir hanım. İki senedir birlikte olmamızdan kaynaklanan samimiyetimizden dolayı, ara sıra dertleşiriz. Ama bugün yaptığımız sohbet tam bir toplumsal yaraya parmak bastı.
G.... aslen Ordu’lu bir ailenin kızı. Evlenerek İstanbul’a yerleşmiş. Eşinin alkol, parasızlık ve üstüne dayak sorunları ile mutsuz bir evlilik yaşadığını belirtti. 


Yaşadığı bu mutsuzluğa şahit olan komşusunun kocası ise hemen olaya el koyarak G....’ün peşine düşüyor. Bazen iltifatlarla, bazen kocasına maddi destekler vererek boşluğu dolduruyor. Ve G....’ü onunla birlikte olmaya zorluyor. 
Tabii bu G....’ün anlatımı. Çünkü başkasının kocasını ayartan kadın olarak bilinmek istemiyor. Benim anladığım ise kocasından ilgi görmeyen her kadının bir gün gelip direnç noktasının kırılacağı..Halk tabiri ile ‘tavuğunu serbest bırakırsan başkasının avlusuna gider’..
Ve bizim G.... de iki çocuğunu bırakarak komşusunun kocası ile kaçıyor ve Bodrum’a yerleşiyor. Daha sonra çocuklarını da yanına almış ama alkol haricinde eski ile yeni arasında fark yok. Yine çalışıyor, yine dayak yiyor. 

Dayakların ve hakaretlerin ana sebebi kıskançlık. Ve G.... çektiği tüm sıkıntıların sebebinin adamın onu çok sevmesine bağlıyor. Allahım ne zaman bu arabesk zihniyetten kurtulacağız ve ruh hastası erkeklerin çoğalmasını durduracağız?????