22 Ağustos 2012 Çarşamba

GERÇEK VEDA

Dün yazdığım' UĞURLANMAK' yazısının üzerinden tam bir gün bile geçmemişken gerçek bir veda yaşadım.

Akşam yatarken ertesi gün için denize gitme planı yaptığım halde, sabah saatlerce evde oyalandım. Ve sonunda haber geldi. Hem komşum hem de arkadaşım Aysu'nun babası vefat etmişti. Hem de bizim sitede iki ev aşağıda.

Aysu sevdiğim, hassas bir arkadaşım. Dört ay önce annesini kaybetti. Babası Ankara'da yalnız yaşıyordu. Aysu'nun kız ve erkek kardeşi de Ankara'da yaşıyor. Hepsi hem bayram tatili hem de Aysu'nun doğum günü sebebiyle Bodrum'da buluştular. Keyifli geçen bir kaç günün ardından kardeşleri dün Ankara'ya döndü. Babası ise oğlunun evinden, Aysu'nun evine kalmaya geldi. Ve kızının evinde sadece bir gece uyudu.  Aysu sabah babasının soğumuş bedeni ile karşılaşıp çığlık attığında, babası için bu yaşamı son ermişti.

Aysu bugün yasını tutarken sürekli kendini suçluyordu. Ben hiç bir zaman ölenin arkasından tüm kötü yaşananların, kırgınlıkların unutulmasını anlamam. Sanki gidene haksızlık ya da saygısızlık yapılıyor hissi doğar insanda. Ve hep iyiliklerinden bahsedilir. Oysa Aysu'nun babası da günahı ve sevabı ile bir insandı. Kalp hastası olmasına rağmen son gecesinde bile torunu ile rakı keyfini ihmal etmemişti. Geçen sene stent takılan kalbi de büyük ihtimalle hem rakı ile alınan kalp ilaçlarına hem de Bodrum sıcağına dayanamamıştı.

Bana göre babası elini salladı, herkesle vedalaştı ve bir sonraki yaşamına adım attı..Ben her zaman gidene mi yoksa kalana mı üzüleceğimi kestiremem. Giden memnun ki yerinden hiç ses yok diğer yerden. Peki ya kalan? Henüz anne acısı ile dağlanan yüreği bu ikinci büyük acıyı nasıl kaldıracak?

Ama yine büyüklerin dediği gibi zaman her şeyin ilacı..Gün gelecek Aysu yine gülecek, eğlenecek ama ara sıra kalbi sızlayacak..

Aysu'cuğum başın sağolsun.Babanın yolu ışık ışık olsun, nurlar içinde yatsın..

                              

21 Ağustos 2012 Salı

UĞURLANMAK

Bugün akşama doğru eve dönerken otogardan henüz kalkmış bir yolcu otobüsünün camındaki kadının el sallaması, veda etmesi dikkatimi çekti. Kimdi, Bodrum'da mı yaşıyordu, yoksa sadece misafir miydi bilemiyorum. Ama o uğurlanan, yeni yolun heyecanı ile birlikte vedanın hüznüyle el salladığı uğurlayandı.

Birden aklıma ölümcül hastalıklarını bildiğimiz halde onlardan sakladığımız, doya doya el sallayarak uğurlayamadığımız teyzem ve dayım aklıma geldi.

Her seyahat bir bilinmezlik değil mi tıpkı ölüm gibi..Hepimizin korktuğu ölüm belki de tıpkı yeni bir yolculuk gibi heyecan duyulası bir yer. Bilmiyoruz ki..Her bilinmeyen gibi ölüm de ürkütücü geliyor.

Hümeyra'nın Sessiz Gemi şarkısını dinlediğimde ilkokuldaydım.Şimdi düşündüğümde,  o yaşta bir çocuk olarak ne kadar yoğun duygular hissetmiştim. Yüreğimin telleri titremiş gözlerim dolmuştu. Demek ki o küçük bedenimin içinde sayısız yolculuk yapan ruhum veda deneyimlerini hatırlamıştı.


SESSİZ GEMİ

Artık demir akmak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne bir mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, 

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller.Ne giden son gemidir bu.

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.

Bir çok seneler geçti geçti dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı


İşte bu, benim yaşamımdaki pişmanlıklarımdan biri..Doya doya el sallayarak uğurlayamamak, gidenin de el sallayarak veda etmesine izin vermemek..Ve geride kalan acabalar,keşkeler silsilesi..

Umarım ben en sevdiklerimle huzurla, gözüm arkada kalmadan vedalaşırım🙏🏻