30 Kasım 2011 Çarşamba

KELEBEKLER ZAMANI


Bugün izlediğim Kelebekler Zamanı (In the Time of the Butterflies) filminden çok etkilendim. Konusu 1960 yılında Dominik Cumhuriyetindeki dikta rejimine karşı çıkan Mirabal ailesinin kadınlarının direniş hareketiydi.Salma Hayek bu rolü ile 2002 yılında Alma ödülüne layık görülmüş. Gerçek hayat hikayesinden yola çıkıldığı için Mirabal ailesinin kadınlarının katledildiği 25 Kasım günü hala birçok Latin ülkesinde anılıyormuş.Filmi izlerken aradan 51 yıl yani yarım yüzyıl geçmiş olmasına rağmen benzer korku imparatorluğunun, sebepsiz tutuklamaların, gözaltıların ülkemde de yaşanıyor olması içimi acıttı.


Dün cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay’ın Silivri Cezaevinde 1000 gününü tamamlaması nedeni ile yazdığı yazıdan alıntı yapmak istiyorum
”Yaş derinliğiyle zaman derinliği ne kadar orantılıdır? Zaman doğadaki her canlı için aynı hızda mı geçer? Zaman yakalanabilir mi? Türkçeye günü, anı yakalamak diye çevrilen ”carpe diem”in tarifi şu:
”Düşünün ki her sabah hesabınıza 86.400 birim kredi veren bir bankanız var. Ama bir günden ötekine hiç bakiye devretmiyor. Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız bakiye miktarı her akşam iptal ediliyor. Bu durumda ne yapardınız? Tabii ki son kuruşuna kadar çekerdiniz.
Aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ZAMAN. Her zaman iyi şeylere yatırım yapmadığımız kısmını silip hesabımıza zarar kaydediyor. Hiç devretmiyor.Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor. Her gün size yeni bir hesap açıyor.Her akşam günün bakiyesini yakıyor. Eğer günlük depozitonuzu kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzu yaşamalısınız. Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün. …..
Bir günü yani 86.400 saniyeyi anlatan bu yazıttaki yıl, ay, hafta, dakika, saniye dilimlerinin tümünü bir de hapisteki kişiye sorun! ….
Gün olur, bütün bir ömre bir saat sığar.
Gün olur, saatler çok hızlı geçer ama zaman geçmez.
Gün olur zaman değirmeninde buğday olursun..
Gün olur zamanın değirmenin gür suyu.
Yaşamasını bilen insan her yerde, her koşulda yaşama tutunmanın bir yolunu bulur. Özgürlük, eşiti olan bir kavram değil. O nedenle hapisliği hiçbir şeyle karşılaştırmadan kendi içinde yaşamak gerekiyor.
1000 yaklaşırken kendime sordum. Günlerini boşa geçirmedin değil mi? Gönül rahatlığıyla ‘Hayır’ dedim boşa geçirmedim. İkinci bir üniversite desem abartmış olmam.İçim kanatlarla dolu. Belki de dışarıda binlerce kanat var diye düşündüğümden.. Bütün engellere inat. Zamana inat. Hiç kapanmamalı. İnsanın içindeki kanat.”Ve dün öğleden sonra elime alıp bırakamadığım aynı gün bitirdiğim, başka bir köşe yazarının kitabından bahsetmek istiyorum. Vatan gazetesi köşe yazarı Mustafa Mutlu’nun yeni kitabı ‘SONRA HAYAT YENİDEN BAŞLAR’. Mustafa Mutlu , bir aile öyküsünün aslında bir hayatın içindeki acıları, sevinçleri anlatıyor. İlk romanı ‘RİCA ETSEM SAÇIMI OKŞAR MISINIZ?’ı da çok keyifle okumuştum. Tavsiye ederim.